DUA’nın GÜCÜ

İnsan zorlukları yenmek, içindeki üzüntüleri gidermek için derdini dökecek içten bir dost arar. İnsana Allah’tan daha yakın bir dost yoktur. Kudretiyle ilmiyle her Şeyi çevreleyen ve hayatımızı devam ettiren, gizli, aşikar her şeyimizi bilen, kendi öz nefsimizden bize daha yakın olan Yüce Allah’tan dilekte bulunmak, iç üzüntülerini rahman ve rahim olan Allah’a açmak, onun rahmet ve bağışlamasına sığınmak insana yaşama gücü verir. Duanın zamanı Allah’a dua etmenin belli bir yeri, şekli veya zamanı yoktur. Allah bize şah damarımızdan daha yakındır. Her aklımızdan geçeni, her düşündüğümüzü, bilinçaltımızı, her şeyimizi bilir ve görür. Bu nedenle her an, yolda yürürken, bir iş üzerindeyken, yemek yerken, otururken, ayaktayken Allah’a dua ile yönelebilir, O’ndan yardım isteyebiliriz. Allah dua eden kişinin tavrının nasıl olması gerektiğini ise Kuran’da şöyle bildirmektedir: “Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin…” (Araf; 55) Asıl önemli olan, duanın, sadece Allah’a yönelerek edilmesi ve içten olmasıdır. Allah kendisine seslenen herkesin çağrısını duyar ve karşılık verir

Ancak şunu unutmamak gerekir ki insanlar her zaman kendileri için hayırlı ve güzel olanı tespit edemeyebilir. Allah bizim bilmediklerimizi bildiği, her Şeyi kontrolü altında tuttuğu için, bazen duaları kabul etmeyip, zamanı geldiğinde daha hayırlısını bize verebilir. Ayrıca insan aceleci yaratılmıştır ve bazen istediklerinin hemen gerçekleşmesi konusunda da aceleci davranır. Ancak Allah duaya vereceği karşılığı erteleyebilir. Her durumda insan sabretmelidir. Hem sözlü hem fiili İnsanların bir kısmı, dua hakkında yanlış bir inanca sahiptir. Bu kişilere göre Allah’a dua edildikten sonra bir köşeye çekilmek ve duanın sonucunu beklemek gerekir. Oysa bu samimi bir tavır değildir. Çünkü bir şeyi gerçekten isteyen kişi onun için hem sözlü,